Dertliler

En İyi Film : Sümela’nın Şifresi - Temel akdsg şaka şaka —->The Tree of Life (Nolur tree of life alsın lan, nolur.)
En İyi Yönetmen : Terrence Malick, The Tree of Life
En İyi Orjinal Senaryo : Woody Allen, Midnight in Paris
En İyi Uyarlama Senaryo : John Logan, Hugo
En İyi Kadın Oyuncu : Viola Davis, The Help
En İyi Erkek Oyuncu : Jean Dujardin, The Artist
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Octavia Spencer, The Artist
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Christopher Plummer, Beginners
En İyi Yabancı Film : A Separation (Bi tek bunu izledim valla)
En İyi Animasyon : Rango
En İyi Sinematografi : Emmanuel Lubezki – “The Tree of Life”
En İyi Kurgu : “The Girl With The Dragon Tattoo”
En İyi Görsel Efekt : “Rise of the Planet of the Apes”
En Süper Çılgın Film : Maskeli Beşler Irak
Eveeğğt evet evet evet. Diferansiyel sınavıyla başladık, size hep bi şeyler söyledik, dedik ki; arkadaş, biz bu işin sonuna kadar gideriz, gidersiniz. Allaha şükürler olsun ki, aslan gibi bir periyot çizdiniz, aslan gibi ders çalıştınız. Bugün 7 mi 8 mi? 8. sınavımıza giriyoruz ve bunun adı da Final. Yine söylüyorum, geçeceksiniz, geçmek için uğraşacaksınız ama netice ne olursa olsun siz benim gönlümde hep bu dersi geçtiniz, hep mezunsunuz ve öyle kalacaksınız. ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN AHAREEEEYYYY.
“Carpe diem” zırvalarından bahsetmek istemiyorum ama son zamanlarda yaşadıklarım, düşündüklerim tam olarak bunun zıttı şeyler. Gerçekçi düşünmek ve sonunda hayata dair umudunu kaybetmekten bahsediyorum.
Ne olacak?
Hayatım, üstteki sorunun cevabını aramakla geçiyor ve bu soru; artık ne kadar hissizleşebileceğinizi ve hareketlerinizi ne kadar kilitleyebileceğinizin gerçek anlamını içeriyor. Hakikaten yahu, ne olacak? Ben bunu yazacağım, sen okuyacaksın? Ee? Herhangi bir değişikliğe yol açmadığım sürece senin için ne anlam ifade edecek? Ya da şöyle diyelim; benim yazdığım bir şeyi sana okutma isteğim, bana hayranlık duymanı sağlamak istediğimden mi kaynaklanıyor? Bunca yıldır yazı yazan adamlar kendilerini anlatmak için mi yazdılar? Birilerine bir şeyler anlatmazsak, tüm düşündüklerimiz içimizde mi patlar?
Konuyu saptırmayalım. “Ne olacak?” zırvasını tekrar irdelemek istiyorum. Yarın ne yaşayacağımı, yarın ne yaşayacağını, yarından sonra ne yaşayacağımı, yarından sonra ne yaşayacağını az-çok kestirebiliyorum. Kusura bakmayın ama hayat sürprizlerle falan dolu değil. Kendi sürprizini kendin yaratmak zorunda kaldığın şeye sürpriz adını verme lütfen. Bak, diyorum ki; 3 sene sonra geleceğin konumdan, kafanı çevir ve şöyle bir bak; bir bak kimi göreceksin.
Senin ve benim için değişen bir şey olmayacak. Ne diyor şarkıda; “heyecanını kaybetmişsin, yok inancını kaybetmişsin.”
Ne sikim bi şey oldu bilmiyorum ama öyle yazayım dedim ya.
Bön bön bakmayın, biraz gülün amk.
Musluğu açıp su içtiği için “akıllı” olarak nitelendirilen bir inek var abi. Ben de musluğu açıp rahatça su içebiliyorum ama sırf bu yüzden “akıllı” gibi bir sıfata layık görülmedim. Hatta üstüne üstlük musluğu açıp su içtikten sonra kapatabilme özelliğine bile sahibim ama arada sırada kapatmadığım da olmuyor değil. Yani kapatmadığım zamanlar “akıllı”nın tam zıttı sıfatları işitmek mecburiyetinde bile kalıyorum. - O sıfatları da buraya yazıp, kendimi daha fazla yerecek değilim - Efendim işin özü ben; “insan düşünen bir hayvandır.” diyen adamın samimiyetine inanmıyorum. Afedersiniz ama çok büyük bi laf ettiğini sanmış haspam. Neyse abi ölmüş adamın arkasından…
Bu konuyu da neden bu kadar irdelediğimi ve üstüne böyle bir yazı yazmaya çalıştığımı inanın ben de bilmiyorum. Bu süreç içerisinde bu yazıyı okumaktan daha faydalı işler yapabilirdiniz ama yapmadınız. N’apalım. Hayırlısı. Öptüm. Bye!
Ya bu gece başımdan çok kötü şeyler geçti. “Sussam dilim durmaz, anlatsam gönül razı değil” falan gibi bir söz vardı hani onun gibi bişeyleri söylediğimi farzedelim. Neyse efem, ben 00.45 itibariyle gözlerimi kapatıp uykuya daldım ama harbiden dalmışım. Cam açık, üstüm açık ve benim yatağımda camın kenarında, ayrıca hastalıktanda yeni kurtulmuşum. Camın tam olarak pozisyonu şu; pencere açık olduğu zaman pencerenin sivri köşesinin yastıkla arasında yaklaşık 30-35 cm var ve ben bu 30-35 cmlik arada uyuyup kalmışım. Gerekli olan ön bilgiyi verdikten sonra olayımızın baş kahramanı olan Faik’e değinmek istiyorum. Efendim Faik 02.06.2011 gündüzü odama konuşlanan, klavyedeki backspace tuşu büyüklüğünde, ( burada gözlerimizi backspace tuşuna çevirmemiz gerekiyordu ve hepimiz yaptık umarım) yakışıklı ve arkadaş ortamında baya popüler olduğunu düşündüğüm bir sivrisinek. Faikle tanıştığımızda odanın içinde fütursuzca geziniyordu ve çok hızlıydı. Faik’e bir türlü yetişemediğim için onu kendi haline bıraktım. Yaklaşık 7-8 saat boyunca odanın içinde kaldı ve bana hiçbir zararı dokunmadı. Yalnız ters giden şeylerden biriside odada kaldığı süre içerisinde bana hiç bir şekilde yaklaşmamasıydı. “Kafam kırılaydı da yaşamasına izin vermeseydim” dediğim an’a gelecek olursak; az önce sözü geçen deyimin doğruluk payını da gördüm. Ertesi gün sınavım olduğu için erkenden yatmayı tercih etmiştim fakat bu godoş Faik kendini unutturup tahmini 02:45 sularında bana sessizce yaklaşıp boynumdan ısırdı ve ben o acıyla kafamı bir anda kaldırınca pencerenin sivri köşesine vurdum. Müthiş bir sinir harbi içinde uyanarak Faik’i öldürdüm. Evet. Yaptım bunu. Pişman mıyım? Hayır. Faik gittiğin yerden beni ve bu yazıyı görüyorsan eğer, sana da diyeceğim var; Başım ağrıyor ve yarın sınavına gireceğim dersten kalırsam bahanem sensin canıms. Amına koyayım Faikciğim, yarraklara gelesin emi. Şu şarkıyı da dinleyiverin de çektiğim acıyı anlayın biraz. http://fizy.com/#s/1ahq13
Forsprikten gelen bir soru üzerine ofsaytı tanımlamıştım. Kız arkadaşlarımızın daha rahat anlayabilmesini sağlamaktı tüm amacım. İşte Ofsayt;
Şöyle örneklendireyim. Mango’ya girdiğini düşün. Yanında bir arkadaşın var. O kişi seninle aynı takımda yer alıyor. Karşı takımda da sevmediğin kızlar var. Lakin Mango öylesine kalabalık, öylesine kalabalık ki anlatamam. Sende takım arkadaşınla beraber bir bluzu beğendin. Karşı takımdaki sevmediğin kişilerde aynı bluzu beğendiler. Ama siz bu bahsedilen bluzu onlardan daha önce kaptınız.Kasanın kale olduğunu düşünelim. Karşı takımdaki kızlar da kasaya ulaşmamanız için savunma yapıyorlar ve kasanın önünde dikilmiş bekliyorlar. Senin de şöyle bir planın var. Takım arkadaşına diyorsun ki; “Sen kasanın arka tarafına geç, ben sana bluzu atayım, ödemeyi yap ve bluzu alalım.” Arkadaşın kasanın arkasına yani kızların arka tarafına geçiyor ve sen bluzu ona fırlatıyorsun. Bu durumda ofsayta düşersiniz. He ama böyle yapmazsanız, sevmediğin o kızlarla yüzyüze, tartışarak, çirkefleşerek aralarından sıyrılıp kasaya ulaşır, ödemeyi yaparsanız ofsayta düşmezsiniz. Ama şöyle bir şansınız da var. Sen tam bluzu fırlatacağın sırada arkadaşın kasa önünde savunma yapan kızların yanında durur ve sen fırlattığın anda koşmaya başlarsa ofsayta düşmeme ihtimaliniz var. Fakat zamanlamayı çok iyi ayarlamanız lazım. Çelişkili bir durumda gözler yan hakeme (bu durumda yan hakem kasiyer oluyor) çevrilir. Yan hakem devam etmenize izin verirse ve sizde bluzun ödemesini yapabilirseniz hem gol olur, hemde ofsayta düşmemiş olursunuz. İşte ofsayt böyle birşeydir ve Mango’da işe yarayabilir.

Halen anlamadım diyorsanız; http://tr.wikipedia.org/wiki/Ofsayt
Tumblr platformunda ilk defa yazı yazacağım için hatalarım olabilir. Şimdiden özür diliyorum. Neyse konumuza geçelim; Bulaşık.
*¹Bence bulaşık üç evreden oluşur. Yıkama öncesi, yıkama süreci ve dizilim.
En önemli evrelerden biri, hatta en önemlisi bulaşığa geçilmeden önceki evredir. Yıkama öncesi güzel bir planlama yapmanız size yıkama ve dizilim sürecinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Neden diye sorarsanız “bir işe başlamaya karar vermek bitirmenin yarısıdır” diye kişisel gelişim gazı vermeyeceğim ama gerçek anlamda neden diye sorarsanız verecek cevabım yok. En önemli evre olduğunu bilin yeter. Bahsettiğim üç bölümden ilki olan bu bölümü iki parça halinde ele alabiliriz aslında. İlk parça olarak bahsetmek istediğim bölüm çevre düzenlemesidir. Öncelikle çatal-kaşık-bıçak-çay kaşığı, tabak ve türevleri, bardaklar, tencere ve büyük plastik gereçler olarak yıkayacağınız bulaşığı sınıflandırmalısınız. Eğer ki bu saydıklarımdan farklı gereçlere de sahipseniz onları da keyfinize göre sınıflandırabilirsiniz. Bulaşığımızı geniş bir mutfak tezgahında yıkadığımızı varsayarak sınıflandırdığımız gereçleri ayrı ayrı yerleştirelim. Bu arada hatırlatmak istediğim bir şey daha var. Ketıl’a su koydunuz değil mi? Eğer doğalgaz borcunuzu ödemediyseniz -benim gibi- ketılın sıcak suyuna ihtiyaç duyacaksınız. Peki neden sıcak suya ihtiyaç duyarız. Reklamlarda gördüğünüz safsataları unutun lütfen. Tamamen saçmalık. Sıcak suyun değmediği bir yağ tenceresinin basit bir bulaşık deterjanıyla çıkması olası değildir. Bu yüzden sıcak suya ihtiyaç duyarız. Sıcak suyu bulaşıkların üstünde gezdirmemiz gerekir. Tencere ve tavalar sıcak suya en çok ihtiyaç duyan gereçlerdir. Bunlar için sıcak suyu bol kullanmamız gerekir. Tüm bulaşık üzerinde de sıcak suyu şöyle bir gezdirmemiz bizim için yeterli olacaktır.
Veeee action. İkinci evredeyiz. Tüm bulaşığı kategorilendirdik, sıcak suyumuzu gezdirdik. Artık hazırız. Bulaşık eldivenlerimizi giyiyor ve işe koyuluyoruz. Yapılan en büyük yanlışlardan birini söylemek istiyorum; bulaşıkları tekrar sıcak su altında yıkamamalıyız. Nedenini sormayın çünkü bende bilmiyorum. Neyse devam ediyoruz. Öncelikle büyük bulaşıkları deterjandan geçirmeliyiz. Keza dizilimi de buna göre yapmamız gerekiyor. Yani lavaboya yakın olan taraftan mutfak tezgahının diğer ucuna doğru bulaşıklarımızı büyükten küçüğe doğru dizmemiz gerekiyor. Gelelim yıkama aşamasına. Tencere ve tavaları yıkarken özenli davranmamız gerekiyor. Sağlık açısından bunun önemi büyük. Tenceremizin içindeki sıcak suyu lavaboya döküyoruz. Çünkü tencereyi ovalarken elimiz yanabilir. Musluk aracılığıyla tenceremizin içerisine dibini kapatacak miktarda ılık yada soğuk suyumuzu döküyoruz. Bulaşık telimizle kaba kirleri aldıktan sonra deterjanlı süngerimizle güzelce ovalıyoruz. Tüm kirden arındığına inandığımızda tenceremizi bir kenara bırakıyoruz. Tava ve büyük bulaşıkları da aynı şekilde yıkıyoruz. Ardından bu büyük bulaşıkları hemen duruluyoruz. Çünkü bu tarz büyük bulaşıkları hemen durulamaz, bekletir ve diğer bulaşıklarla birlikte durulamaya kalkışırsak mutfak tezgahında büyük bir hengameye yol açabiliriz. Üçüncü evre diye bahsettiğim “dizilim” evresinin bir kısmı bu evrede yer alıyor. Büyük bulaşıklarımızı aradan çıkarttıktan sonra ufak bulaşıklarımızı yıkamaya koyuluyoruz. Zaten büyük bulaşıklar aradan çıktıktan sonra mutfak tezgahımız oldukça rahatlıyor ve büyük bir keyifle(!) tabak, bardak ve çatal-kaşık gibi gereçleri yıkıyoruz. Ufak bulaşıklarımızın içerisindeki sıcak suyu da büyük bulaşıklarımıza yaptığımız gibi lavaboya boşaltıyoruz ve deterjanlı süngerimizle güzelce ovalıyoruz. Yalnız kaçak göçek iş yapmadan, hijyenden kaçmadan ovalıyoruz. Bazen tabakların arkası ve bardak diplerini ovalamadığınızı görüyorum. Yapmayın. Belli oluyor. Hakeza çatal-kaşık-bıçaklarıda aynı şekilde. Neyse efendim bu ufak bulaşık diye bahsettiğim gereçleri de bir güzel ovaladıktan sonra tezgahımıza diziyoruz ve ikinci evre sona eriyor.
İnsan evriminin ara formları olduğu gibi bulaşığın da ara formları oldukça önemlidir. Bahsettiğim ufak bulaşıkları güzelce duruladıktan sonra geçiyoruz dizilim evresine. Dizilim evresi bulaşığın en kolay evresidir. Keza bulaşığı bitirebilmiş olmanın tüm hazzı üzerinizdedir. Dizilim kısmında dikkat etmemiz gereken o kadar çok nokta yok. Bulaşıkları dizeceğiniz yerin fiziki konumuna göre kendinize bir sistem belirlemeniz gerekir. Dizilim kısmında da mutfak tezgahına yaptığımız dizilim gibi büyükten küçüğe doğru ilerlemeliyiz. Bu evreyi de atlattıktan sonra şöyle bir etrafa göz gezdiriyor ve bir yerlerde kirli birşeyler kalmış mı diye bakınıyoruz. Eğer kalmışsa tüm bulaşığı baştan yıkamanız gerekir. Şaka şaka korkmayın hemen. Tabi ki öyle saçma bişey yapmıyoruz. Tüm bulaşık bittikten sonra mutfağın bir köşesine geçip tertemiz mutfak tezgahını keyifle izlemeyi de ihmal etmiyoruz tabii ki.
Hanımlar beyler bulaşık süngeri meselesi bence abartılacak bir mesele değil. Mühim olan bulaşık deterjanıdır. Bu güne kadar bir çok bulaşık deterjanını tecrübe etme imkanım oldu ve bu tecrübelerime dayanarak size önerebileceğim en iyi bulaşık deterjanı Fairy isimli bulaşık deterjanıdır. Hayır hayır korkmayın. Bu viral bir reklam değil. He olsa güzel olurdu aslında. Cebimiz biraz para görürdü. Ayrıca Fairy isimli bulaşık deterjanı firmasından bu yazıyı okuyanlar olursa verecekleri ücret şimdiden kabulumdur. Şimdi diyeceksiniz bu yazıyı bize neden okuttun? Okuyun efendim. Hep aşklı, meşkli, siyasetli yazılar okuyacağınıza biraz da işe yarar bişey okuyun. Bulaşıkla ilgili herhangi bir sıkıntınız olduğunda bana nasıl ulaşabileceğinizi biliyorsunuz zaten. Engin tecrübelerimi siz gönül dostlarıyla paylaşmaktan çekinmem. 
Özetle söyleyecek olursak; Bulaşık ciddiye alınması gereken bir sanattır.
*¹Dipnot: Bulaşık makineniz varsa hiç uğraşmayın.
Esenlikler dilerim.
bilgelicious asked: Serkan Blu. Adamımsın man. Aa dur soru mu soruyoruz. Tamam bunu cevaplayabilirsin
İlk defa tumblr’dan soru cevaplıyorum. Çok heyecanlıyım. Bana bu sorumsu şeyi sorduğun için öncelikle sana, ardından bu güzide ortamı bize yaratan tumblr ailesine teşekkür ediyorum. Kamera ne taraftaydı?